Hayatın İçinden 2 – Önder ARSAN – Muhteşem Ada: Kıbrıs

168 okuma admin yazdı

Merhaba sevgili okuyucular.

Hayatın içinden köşemizde, Önder Arsan’ ın anlatımıyla Muhteşem Ada: Kıbrıs ile karşınızdayız…

Muhteşem Ada: Kıbrıs

Önder arsan

Kıbrıs; lüks otelleri, kumarhaneleri ve özellikle bahar aylarında muhteşem havası ile eğlence ve tatil sevenlerin tercih noktalarından biri. Gerçekten üst düzey otel ve kumarhaneleri ile Kıbrıs, önemli bir turizm ve eğlence noktası haline gelmiş durumda. Kıbrıs’ın bu öne çıkan özelliği, aslında birçok insanın bu güzel adanın önemli kültür, tarih ve gastronomi özelliklerini kaçırmasına neden olabiliyor. Böyle olmasın diye, ben de bu adayı güzel otelleri ve kumarhanelerinden öte bir yere taşımak için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim :==)

Kıbrıs’ın benim için hep özel bir yeri oldu. Kıbrıs’a, 1974 yılında Kıbrıs Barış Hareketinin ateşkes sürecinde Topçu Binbaşı olarak harekata katılan babamı ziyaret etmek için annem ile beraber gitmiştik. 9 yaşında yaşadığım bu deneyim, hep aklımın bir yerlerinde kaldı. O günden sonra defalarca Kıbrıs’ı iş ve toplantı amacıyla için ziyaret ettim. Ancak bu güzel adayı tarif etmek, 2019 yılının Aralık ayına kaldı :==)

Bu yazımla hem sizlere bir yandan Kıbrıs’ın yakın ve uzak tarihi, gastronomisi ile ilgili bilgiler verirken, diğer yandan benim gezi güzergahımda kalan noktalar ile ilgili de fotoğraflarımla size kısa bir Kıbrıs turu yaptıracağım. 

Hadi, Kıbrıs’ı birlikte keşfetmeye başlayalım.

Kıbrıs Hakkında Genel Bilgiler

Kıbrıs, Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra en büyük adasıdır. Kuzeyinde 65 km mesafe ile Türkiye, doğusunda 112 km mesafe ile Suriye, 267 km ile İsrail, 162 km ile Lübnan; güneyinde 418 km ile Mısır; kuzeybatısında ise 965 km ile Yunanistan yer almaktadır. Doğu Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca birçok medeniyetlerin ilgi odağı olmuştur. Millattan Önce Hitit, Eski Mısır, Finikeliler, Asurlular, İran Pers’lere ev sahipliği yapan Kıbrıs, Millattan Sonra Roma, Bizans, Lüzinyan, Venedik’lere yönetiminde kalmış. 1571’de Osmanlılar’ın yönetimine geçen Kıbrıs, 1878-1960 arası İngiliz sömürgesi olarak kaldıktan sonra 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. 1974’de Türkiye’nin Kıbrıs harekâtından sonra 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs’ta birçok medeniyetin izlerini tarihi dokusundan görmek mümkündür.

Kıbrıs’ın nüfus dağılımını incelediğimizde adanın toplam nüfusunun %70’i Rum, %30’u Türk’tür. 1980’lere kadar adada çok az nüfusla İngiliz, Ermeni ve Maruni toplulukları da bulunmakta idi. Özellikle 1983 yılında KKTC’nin ilanından sonra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden adaya göçler ile adadan başta Türkiye, İngiltere, Avustralya ve ABD’ye olmak üzere yapılan göçler yüzünden demografik yapı değişmiş ve adanın kuzeyindeki Türkiye kökenli kişilerin sayısı artmıştır. Şu an Karpaz bölgesinde 400 civarı Rum yaşamaktadır.

En büyük şehri başkent Lefkoşa’dır. Girne, Gazimağusa, Güzelyurt ve 1974 harekâtından önce en önemli turizm bölgesi olan Maraş ve Karpaz bölgelerini içine alan İskele Kuzey Kıbrıs’ın diğer şehirleridir. KKTC’nin nüfusu yaklaşık 375 bin civarında olduğu resmi olarak söylense de gerçek nüfusun daha fazla olduğu konusunda iddialar devam etmekte.

Kuzey Kıbrıs’ın başlıca gelir kaynakları turizm ve eğitimdir. Kıbrıs’ta özellikle turistik 5 yıldızlı konaklama tesisleri Girne bölgesinde yer alır. Türkiye’deki turist profiline benzer, en çok Alman, İngiliz, İran ve Rus vatandaşları KKTC’yi ziyaret etmektedir.

Kıbrıs’ın tarımı limitli su kaynakları ile ağırlıklı olarak arpa ve buğday üretimi ile birlikte narenciye ve zeytin üzerine kuruludur. Adanın batısında yer alan Lefke bölgesi sulak arazi açısından tarıma en uygun bölgesidir.  

KKTC’ye dünyada tanınmayan bir ülke olduğu için tüm ithalat ve ihracat Türkiye üzerinden yapılmaktadır ve ekonomisi tamamıyla Türkiye’ye bağlıdır. KKTC’nin para birimi Türk Lirasıdır. Genel olarak fiyatların Türkiye’ye göre içki ve sigara dışında pahalı olduğunu söyleyebiliriz.

KKTC’nin şehir içi ve şehirler arası toplu taşıma alt yapısı yetersiz. Çok sayıda araba, trafiği ciddi arttırmış gözüküyor.  Kıbrıs’ı gezmek için seçenekleriniz taksi veya araç kiralama. Ancak trafik akışının İngiliz sistemine göre oluştuğunu (direksiyonlar, sağ tarafta) dikkate alarak, araç kiralarken bu özel durumu gözden kaçırmamak gerek.

Artık gezimize başlama zamanı;

Barış ve Özgürlük Müzesi ve Anıtı

İlk noktamız, Girne’nin 8 km batısında yer alan ve Karaoğlanoğlu Şehitliği ile Barış ve Özgürlük Anıtı’nın ortasında bulunan Barış ve Özgürlük Müzesi. Bu müzede 1974 Harekatı’na katılan askerlerin kahramanlıkları anlatılıyor.

Yazımın başında da belirttiğim gibi Topçu Binbaşı olarak babam da Kıbrıs’a birinci harekatının 4.dalgasında Girne’ye çıkan askerlerden biri idi. Girne’den Mağusa’ya doğru hareket etmişler, daha sonra da Lefke bölgesine yönelerek o bölge de koğuşlanmışlar.                

Babam; yukarıda sol başta.

Harekatın başladığı 20 Temmuz gecesi karargâh olarak kullanılan evin girişinde meydana gelen şiddetli patlamada 50’inci Piyade Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay İbrahim Karaoğlanoğlu, Hava İrtibat Subayı Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve iki er şehit oluyor. Kıbrıs Ercan havaalanının adı Şehit Pilot Binbaşı Fehmi Ercan’dan gelmektedir.

Aynı zamanda tarihi belge özelliği taşıyan ev, Kıbrıs Barış Harekatı’nı ölümsüzleştirmek için müze olarak düzenlenerek harekatın ikinci yıl dönümünde Barış ve Özgürlük Müzesi olarak resmî törenle ziyarete açılmış.

Müzenin zemin katında 1974 Barış Harekatı’na neden olan olaylar, tarihi süreç içinde temsili canlandırmalarla verilirken, harekatta ele geçen Rum silahları da burada sergileniyor. Bu katta Kıbrıs Barış Harekâtı belgeselini izleyebilirsiniz.

Müzenin üst katında şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu ve şehit Pilot Binbaşı Fehmi Ercan’a ait üniformalar ve özel eşyaların yanı sıra harekat sırasında şehit olanların fotoğrafları, özel eşyaları ve üniformaları sergileniyor.

Müzeden çıktıktan sonra Karaoğlanoğlu şehitliğine geçerken bahçe içerisinde sergilenen Rum zırhlı araç ve ağır silahların sergilendiği alanı görmek mümkün.

Bu bahçeyi geçtikten sonra şehitliğe ulaşıyorsunuz. 

Bu alanda Kıbrıs’da ilk harekat’da şehit olan askerlerimizin mezarları yer almakta. 

Şehitlerimizin fotoğraflarının ve memleketlerinin yer aldığı mezar taşlarının 5 basamaklı olması ise havadan indirme yapılan “Beşparmak Dağları’nı” sembolize ediyor.

Kıbrıs Barış Harekatı’nda; Kocatepe Gemisi’nde şehit düşen 67 askerimizde dahil olmak üzere toplam 498 askerimiz şehit düşmüştür.

Şimdi yeni rota Bellapais; Kıbrıs’ın en çok sevdiğim, Beşparmak Dağlarının tepesinde kurulmuş, güzel doğası ve manzarası ile büyüleyici bir yer.

Bellapais Manastırı

Beşparmak Dağları’nın kuzey yamacındaki bir kayalık üzerine Gotik tarzda inşa edilmiş olup, Barış Manastırı anlamına gelmektedir. Günümüzde ayakta kalan yapının büyük bir kısmı Fransa Kralları döneminde inşa edilmiştir. Adanın Osmanlı’lar tarafından ele geçirilmesinden sonra bu manastır Rumlara ibadet için verilmiş.

Manastırın ortasında 4 tane büyük selvi ağacının olduğu bir avlu bulunmaktadır. Orta avlunun kuzeybatısında Roma döneminden kalan iki mermer lahit, yemeklerden önce ve sonrasında rahiplere lavabo görevi görmekteymiş. 

Buranın karşısından da yemekhane girilmektedir. Bu yemekhanenin ses akustiği inanılmaz. Günümüzde burası bazı konserlere ev sahipliği yapmaktadır.

Girne’den Lefkoşa’ya doğru hareket ediyoruz. Lefkoşa’da ilk durağımız “ Barbarlık Müzesi”.

Barbarlık Müzesi

24 Aralık 1963 gecesi Türk Alayında görevli Dr. Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun katledildiği ev, Barbarlık Müzesi olarak 1 Ocak 1966 yılında açılmıştır.  21-Aralık ayında başlayan ve 1 hafta süren ve Kanlı Noel olarak adlandırılan bu olaylarda 364 Kıbrıs Türkü, 174 Kıbrıs Rum’u hayatını kaybetmiştir.

Gerçekten kan dondurucu bu evi gezerken, duvarlardaki kurşunlardan üç çocuğun ve annesinin banyoda acımasızca öldürülmesi karelerinden etkilenmemek mümkün değil.

Bu hüzünlü yerden ayrılarak, Lefkoşa içinde gezimize devam ediyoruz.

Arabahmet Bölgesi

Lefkoşa içinde surlar içinde yer alan bu mahalle ve bu mahalle içinde yer alan Arabahmet Cami adını Lefkoşa’nın Osmanlı İmparatorluğunca ele geçirilmesinde komutanlık yapan Arap Ahmet Paşa’dan alır. Arabahmet cami, Anadolu camilerinin geleneksel şemasına göre Lefkoşa’da inşa edilen tek camidir. 

Cami içerisinde 1833’de Lefkoşe’de doğan ve Osmanlı Devleti hizmetinde 4 kez Sadrazamlık görevinde bulunan Kamil Paşa’nın mezarı da bulunmaktadır.

Bölgede gezerken yapıları ile Osmanlı izini çok net hissedebilirsiniz. O dönemde Osmanlı üst kesimi bu mahallede yaşıyormuş.

Mahallenin bir kısmı Türk tarafında kalırken, diğer tarafı Rum tarafında yer almaktadır.

Girne Kapısı

Lefkoşa surları içerisinde yer alan Girne Kapısı, şehrin kuzeye dolayısıyla Girne’ye ulaşımını sağlamaktaydı. Girne Kapısı, 1567 yılında inşa edilmiş olup, Venediklerin yaptığı 3 kapıdan biridir. Diğer iki kapı Rum kesiminde yer almaktadır. 1821’de Osmanlılar tarafından yenilen kapının üzerine kubbeli oda eklenmiştir. 1931’de İngiliz sömürgesindeyken, büyüyen şehrin ihtiyaçlarını karşılamadığından sağ ve sol tarafları kesilerek bugünkü halini almıştır. 

Günümüzde Lefkoşa Turizm Enformasyon Ofisine ev sahipliği yapmaktadır.  Kıbrıs ile ilgili harita ve İngilizce / Türkçe hazırlanmış broşürleri bu ofisten tedarik edebilirsiniz.

Mevlevi Tekke Müzesi

Kıbrıs’ın Osmanlı döneminde en önemli yapılarından biri olan Mevlevi Tekke, Lefkoşa’daki Girne Kapısının hemen ilerisinde yer almaktadır. Genellikle şimdiki tekkenin Emine Sultan adlı bir saraylının verdiği arazi üzerine XVII. Yy. Başlarında kurulduğu ve türbe binalarının kuzey-doğu dış duvarının yanındaki yazıtsız mezarın Emine Sultan’a ait olduğu öne sürülmektedir.

Tekke, yapıldığı ilk dönemde, semahane, türbe, derviş odaları, mutfak, misafir odaları gibi bölümleri içermekteydi. 1873 yılı itibariyle tekkede, mesnevi han, şeyh ve dervişlerden oluşan 36 kişi görev yapmaktaydı.

1954 yılından sonra işlevini yitiren tekke şu an müze olarak kullanılmakta, Mevlevi giysileri, müzik aletleri gibi malzemeler sergilenmektir.

Kıbrıs Türk’lerinin Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün Ev ve Muayenehanesi…

Müze Konutu Dr. Fazıl Küçük ile ailesinin uzun yıllar yaşadığı No.172 Girne Caddesi Lefkoşa’daki konutları, 1925 yılında kesme sarı taştan inşa edilmiştir. Dr. Fazıl Küçük ailesine satın alma yoluyla geçen binanın zemin katı hasta muayene odası, idarehane 1940-1958 yılları arasında klinik, üst katı da konut olarak kullanıldı.

Yaşam yeri doktorluk mesleğini sürdürdüğü, mücadelenin başladığı ve yönetildiği konut, 14 Mart 1997 tarihinde müze olarak düzenlemiştir. Yapı, 16 Ekim 2002 tarihinde devlet tarafından kamulaştırılmıştır.

Bu müzeden Fazıl Küçük’ün notlarından bir derlenmiş kitap ile kendi adına basılmış anı parası euro’yu hatıra olarak aldım.

Kitap’ı da bu seyahatimde bitirme imkanı buldum. Özetle bu kitap da fakir bir ailenin üç çoğundan en küçüğü olarak dünyaya gelen Fazıl Küçük’ün okuma aşkı çok kuvvetle işlenmiş. Okumak için Mısır, İstanbul meceralarından sonra, İstanbul’da başlayan Tıp öğrenimini Fransa ile devam ettirip İsviçre ile sonuçlandırmış. Gerçekten bu bölüm etkileyici. Kitabın ikinci altı çizilecek bölümüde Kıbrıslı Türkler’in haklarını korumak için verdiği uzun politik mücadele. 

Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmalarına göre Cumhurbaşkanı Rum olurken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ise Türk olacaktı. Kıbrıs Türk halkı O’nu bir kurtarıcı olarak gördüğünden 3 Aralık 1959’da rakipsiz olarak Kıbrıs’ın ilk Cumhurbaşkan Yardımcısı olarak seçildi. 

Rumların 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere karşı başlattıkları saldırıların ardından oluşturulan Genel Komite’nin başkanlığını yaptı. 

27 Aralık 1967 tarihinde kurulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi’nde başkanlığa getirildi. Dr. Fazıl Küçük, 18 Şubat 1973 tarihinde Cumhurbaşkan Muavinliği’nden ayrılarak, yerini Rauf R. Denktaş’a bıraktı. 

Ancak gazetesindeki mücadeleyi sürdürerek, Halkın Sesi’ni Kıbrıs Türkü’nün davasına bayrak yapmaya devam etmiş ve siyaset hayatını sürdürmüştür.

Dr. Küçük, 1980’li yılların başında rahatsızlandı, fazla sigara tüketiminden dolayı gırtlak kanseri olmuştu. 1983 yılında KKTC’in kurulması ardından 1984’de hayatını kaybetti.

Venedik Sütünu ve Atatürk Meydanı

Venedikliler tarafından 1550’de dikilen, 6 m yüksekliğinde, alt tarafında 6 İtalyan ailesinin armaları bulunan ve tek kurşuni renkte bir granit olan sütunun Salamis’teki bir mabetten getirildiği sanılmaktadır.

Osmanlılar döneminde Sarayönü Camisinin avlusuna kaldırılan sütun, 1915 yılında, İngilizler döneminde, şimdiki yerine yerleştirilmiştir. Eskiden üzerinde St. Mark aslanı bulunan sütuna sonradan bakır küre ilave edilmiştir.

Devlet dairelerine çok yakın olan bu meydanın etrafında kafe’lerde kahvenizi yudumlayarak bu tarihi meydanın keyfini çıkartabilirsiniz.

Selimiye Camisi (St.Sophia Katedrali)

Kıbrıs’taki en önemli Gotik mimarı eserlerden olan Selimiye Camisi, Lüzinyan döneminde 1208 yılında yapılmaya başlanmış ve 1326 yılında Katedral olarak ibadete açılmıştır. Lüzinyan kralların taç giyme törenleri bu katedral de yapılmaktaydı. Osmanlı yönetimine geçtikten sonra çift minare eklenerek cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 

Lokmacı Sınır Kapısı

Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasında geçişi sağlayan 9 adet sınır kapısı bulunmaktadır. Bunlardan biri de Lokmacı Sınır Kapısıdır.

Kıbrıs’ın ilk olarak ikiye ayrıldığı yer olması nedeniyle “bölünmüşlüğün simgesi” olarak nitelenen Lokmacı Kapısı, Lefkoşa’nın tarihi surlariçi bölgesinde bulunan Arasta Çarşısı’ndadır. GKRY’den KKTC’ye geçecek olan turistler, en fazla bu kapıyı kullanmaktadır.

Ancak burada söylemem gerekir ki bu sınır kapasından KKTC’ye girenler için görüntü hiç iyi değil. Buranın Kıbrıs’a yakışır bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Lefkoşa’de son durağamız “Büyük Han”

Büyük Han

1572 yılında Kıbrıs’ın ilk Osmanlı Valisi olan Muzaffer Paşa tarafından inşa ettirilen han, Kıbrıs’ın en büyük hanlarından birisidir. Birbirine benzeyen 68 dikdörtgen şeklinde odadan oluşan, ortasında küçük bir cami bulunan Büyük Han, Anadolu’da bulunan Osmanlı devri çarşı içi iş merkezleri yapısındadır.

Birleşik Krallık hâkimiyetinde ilk olarak hapishane, daha sonra ise fakirler için barınak olarak kullanılmıştır. 
Günümüzde, ziyaretçilerin ilgisini çeken Kıbrıs’a özgü her türlü antika, elişi ve diğer sanat ürünlerini satan dükkanlara da ev sahipliği yapan Büyük Han, Turist enformasyon merkezi olarak da kullanılmaktadır. 
Ufak çaplı gösterilerin ve kültürel aktivitelerin de yapıldığı handa, otantik bir Türk kahvesi ve yerel mutfağın seçkin ve taze örneklerini sunan bir restoran bulunmaktadır. Burada bir yemek molası verip, Kıbrıs yemeklerinden oluşan bir tabağı afiyetle yedik 🙂

Şimdi Lefkoşa’dan Gazimağusa’ya hareket zamanı…Yolculuk araç ile yaklaşık 50 dakika civarında sürüyor.

Gazimağusa gitmiş iken, harekattan önce Turizm cenneti olan, bir çok ünlünün evinin bulunduğu, sahilinin muhteşem olduğu Maraş’ı gezmek istedim, ancak gezi için özel izne tabi bu yeri gezmek mümkün olmadı. Askerlerin kontrolünde olan bu bölgeye siviller alınmıyor. Orduevi, Asker çocuklarının barındığı Kız Yurdu bu bölgede. Limitli bir kaç bina kullanılıyor, diğer binalar çürümeye yüz tutmuş, talan edilmiş. Bu Savaş’ın en pahalı bedellerinden birini Maraş ödemiş gözüküyor. Bu bölgede bir savaş olmamış, buranın halkı savaşta her şeyini bırakıp ayrılmışlar. Bir iki binada çatışmalar olmuş, bu binalardan biri hala ibretlik olarak sergileniyor (tamir edilmemiş), binanın içinde de yaşam devam ediyor.

Maraş’ın kenarından geçtikten sonra Gazimağusa’nın Surları’na doğru hareket ediyoruz, bu surların için çok yakın mesafelerde bütün tarihi eserleri görmek mümkün.

Mağusa Surları

Mağusa kentini tüm heybetiyle çevreleyen Mağusa surları, ilk olarak Lüzinyan döneminde o günün askeri şartlarına göre yapılmıştır. Daha sonra Venedikliler adanın yeni sahibi olduklarında Osmanlılar’a karşı surları kuvvetlendirerek tekrar dizayn etmişler ve bugünkü haline getirmişlerdir. Osmanlıların Mağusa’yı almaları bu surlar nedeniyle 11 ayı bulmuştur.

Gelelim Sur içindeki tarihi mekanlara…

Lala Mustafa Paşa Cami

Camii aslında Lüzinyanlar döneminde 1286–1312 yılları arasında inşa edilen ve adını adandığı Aziz Nicholas’dan alan St. Nicholas Katedrali’dir. Katedral gotik stilde yapılmış ve mimari açıdan sadece Kıbrıs Adası’nın değil Orta Doğu bölgesinin en önemli anıtlarından biri olarak görülmektedir. Bu katedral Lüzinyanlar döneminde Kıbrıs ve Kudüs krallarının seçkin seremonilerle taç giydirildiği yer olmuştur. Osmanlılar Gazi Mağusa’yı ele geçirdikten sonra da bu katedral orijinal şekli bozulmadan sade bir minare eklenerek camiye dönüştürülmüş ve 1571’de Gazi Mağusa’yı alan Osmanlı komutan Lala Mustafa Paşa’nın adı verilmiştir. St. Nicholas Katedrali ya da bugünkü ismiyle Lala Mustafa Paşa Camisi şehrin merkezinde Namık Kemal Meydanı’nda yer almaktadır.

Lala Mustafa Paşa Cami’nin hemen biraz ilerisinde meydana da ismi veren Namık Kemal’in esir tutulduğu hapishane’ye (zindan’a) ilerliyoruz.

Namık Kemal Zindanı

Venedik Sarayı’nın bahçesinde yer alan eski bir zindan olan müze, 1873’de ünlü Türk şairi, gazeteci, oyun yazarı, bürokrat ve Genç Osmanlıların lideri Namık Kemal burada hapsedildiği onun adıyla anılmıştır. Namık Kemal’in adıyla anılan bu zindanın tek kapısı sarayın bahçesine açılır ve bugün müzede Namık Kemal’in oradaki günlerini betimleyen bir düzenleme ve eşyalar sergilenmektedir. 

Namık Kemal’in Gazi Mağusa’ya sürgüne gönderilmesine yol açan gelişme ise onun 1 Nisan 1873’de İstanbul’da sahneye koyduğu “Vatan yahut Silistre” oyunun halk arasında büyük beğeni toplaması ve halkın Namık Kemal’e gösterdiği ilgi olmuştur. Halkın ilgisini Osmanlı Sultanı Abdülaziz bir kışkırtma olarak yorumladığı için Namık Kemal’i Gazi Mağusa’ya sürgüne göndermiş ve bugün müze olarak kullanılan zindanda hapsetmiştir.

Evet, hava kararıyor ve tekrar Girne’ye dönme vakti.

Dönüş yolculuğunda Beşparmak Dağları’nın güney yamacında yer alan 450m X 225m ebadı ile dünyadaki en büyük boyanmış ve ışıklandırılmış Türk ve KKTC bayraklarının ışıklı gösterisini görmek gerçekten büyüleyici idi.

Kıbrıs’ın önemli mekanlarına baktıktan sonra, kısa bir gastronomisi ile de bilgi vermek isterim.

Kıbrıs’a Özel Yiyecek ve İçecekler

Hellim

Hellim Kıbrıs’a özgü, beyaz renkte bir peynir türü olup, genellikle koyun ve keçi sütünden yapılmaktadır. Kahvaltılarda tüketilebileceği gibi tavada kızartılarak da yenilebilir.

Pirohu

Kıbrıs’ın mantısı. Hamurun içine Kıbrıs peynir çeşitlerinden nor ile naneden oluşan karışım konularak haşlanır. Üzerine rendelenmiş hellim serpilerek servis edilir. Afiyet olsun 🙂

Zivaniya

Adamı zıvanadan çıkaran Kıbrıs içikisi 🙂 Yüksek oranda alkol içeren, mayanlanmış üzüm posasının damıtılmasıyla elde edilen şeffaf bir içkidir. Soğuk ve tek içimde içilmesi tavsiye edilir. Kıbrıs’da yaşlı insanların hastalanmamak için bu içkiyi vücutlarına da sürdükleri rivayet edilir 🙂

Şeftali Kebabı

Kıbrıs’a özel kebap çeşitlerindedir. Koyun veya keçinin iç zarının kıyma, soğan ve maydonoz karışımı ile dolma biçimde sarılması ile yapılır. Mangal veya ızgarada pişirilir.

Ceviz Macunu (Reçeli)

Kıbrıs Türk kültürünün en gözde tatlılarındadır. Taze ceviz meyvesi, kabukları soyulduktan sonra açılığın giderilmesi için 6-7 gün suda bekletildikten sonra içine karanfil ve badem konarak kaynatılır. Kaynamadan sonra şeker ilave edilir. Genellikle Kahve içtikten sonra servis edilir.

Defterlerimden daha yazacak çok şey var ama her şeyi yazmayayım, bu muhteşem adayı ziyaret edeceklere de bir şeyler kalsın 🙂 Özellikle lafım uçaktan inip, doğru kumar makinalarının karşısına oturanlara 🙂

Evet, yazımın sonuna geliyorum. Bu blog’umu Kıbrıs Gazisi olan babam İsmail Seçin Arsan’a adıyorum. Böyle bir babanın oğlu olmak benim için hep gurur kaynağı oldu.

İsmail Seçin Arsan

Evet, umarım bu yazım Kıbrıs’ı farklı yönleri ile tanımıza ve ilk fırsatta bu muhteşem adayı ziyaret etmenize vesile olur.

Sevgilerimle,

https://onderarsan.wordpress.com/2020/01/01/muhtesem-ada-kibris/

BİR YORUM YAZIN..

Hayatın İçinden 2 – Önder ARSAN – Muhteşem Ada: Kıbrıs

Merhaba sevgili okuyucular.

Hayatın içinden köşemizde, Önder Arsan’ ın anlatımıyla Muhteşem Ada: Kıbrıs ile karşınızdayız…

Muhteşem Ada: Kıbrıs

Önder arsan

Kıbrıs; lüks otelleri, kumarhaneleri ve özellikle bahar aylarında muhteşem havası ile eğlence ve tatil sevenlerin tercih noktalarından biri. Gerçekten üst düzey otel ve kumarhaneleri ile Kıbrıs, önemli bir turizm ve eğlence noktası haline gelmiş durumda. Kıbrıs’ın bu öne çıkan özelliği, aslında birçok insanın bu güzel adanın önemli kültür, tarih ve gastronomi özelliklerini kaçırmasına neden olabiliyor. Böyle olmasın diye, ben de bu adayı güzel otelleri ve kumarhanelerinden öte bir yere taşımak için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim :==)

Kıbrıs’ın benim için hep özel bir yeri oldu. Kıbrıs’a, 1974 yılında Kıbrıs Barış Hareketinin ateşkes sürecinde Topçu Binbaşı olarak harekata katılan babamı ziyaret etmek için annem ile beraber gitmiştik. 9 yaşında yaşadığım bu deneyim, hep aklımın bir yerlerinde kaldı. O günden sonra defalarca Kıbrıs’ı iş ve toplantı amacıyla için ziyaret ettim. Ancak bu güzel adayı tarif etmek, 2019 yılının Aralık ayına kaldı :==)

Bu yazımla hem sizlere bir yandan Kıbrıs’ın yakın ve uzak tarihi, gastronomisi ile ilgili bilgiler verirken, diğer yandan benim gezi güzergahımda kalan noktalar ile ilgili de fotoğraflarımla size kısa bir Kıbrıs turu yaptıracağım. 

Hadi, Kıbrıs’ı birlikte keşfetmeye başlayalım.

Kıbrıs Hakkında Genel Bilgiler

Kıbrıs, Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra en büyük adasıdır. Kuzeyinde 65 km mesafe ile Türkiye, doğusunda 112 km mesafe ile Suriye, 267 km ile İsrail, 162 km ile Lübnan; güneyinde 418 km ile Mısır; kuzeybatısında ise 965 km ile Yunanistan yer almaktadır. Doğu Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca birçok medeniyetlerin ilgi odağı olmuştur. Millattan Önce Hitit, Eski Mısır, Finikeliler, Asurlular, İran Pers’lere ev sahipliği yapan Kıbrıs, Millattan Sonra Roma, Bizans, Lüzinyan, Venedik’lere yönetiminde kalmış. 1571’de Osmanlılar’ın yönetimine geçen Kıbrıs, 1878-1960 arası İngiliz sömürgesi olarak kaldıktan sonra 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. 1974’de Türkiye’nin Kıbrıs harekâtından sonra 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs’ta birçok medeniyetin izlerini tarihi dokusundan görmek mümkündür.

Kıbrıs’ın nüfus dağılımını incelediğimizde adanın toplam nüfusunun %70’i Rum, %30’u Türk’tür. 1980’lere kadar adada çok az nüfusla İngiliz, Ermeni ve Maruni toplulukları da bulunmakta idi. Özellikle 1983 yılında KKTC’nin ilanından sonra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden adaya göçler ile adadan başta Türkiye, İngiltere, Avustralya ve ABD’ye olmak üzere yapılan göçler yüzünden demografik yapı değişmiş ve adanın kuzeyindeki Türkiye kökenli kişilerin sayısı artmıştır. Şu an Karpaz bölgesinde 400 civarı Rum yaşamaktadır.

En büyük şehri başkent Lefkoşa’dır. Girne, Gazimağusa, Güzelyurt ve 1974 harekâtından önce en önemli turizm bölgesi olan Maraş ve Karpaz bölgelerini içine alan İskele Kuzey Kıbrıs’ın diğer şehirleridir. KKTC’nin nüfusu yaklaşık 375 bin civarında olduğu resmi olarak söylense de gerçek nüfusun daha fazla olduğu konusunda iddialar devam etmekte.

Kuzey Kıbrıs’ın başlıca gelir kaynakları turizm ve eğitimdir. Kıbrıs’ta özellikle turistik 5 yıldızlı konaklama tesisleri Girne bölgesinde yer alır. Türkiye’deki turist profiline benzer, en çok Alman, İngiliz, İran ve Rus vatandaşları KKTC’yi ziyaret etmektedir.

Kıbrıs’ın tarımı limitli su kaynakları ile ağırlıklı olarak arpa ve buğday üretimi ile birlikte narenciye ve zeytin üzerine kuruludur. Adanın batısında yer alan Lefke bölgesi sulak arazi açısından tarıma en uygun bölgesidir.  

KKTC’ye dünyada tanınmayan bir ülke olduğu için tüm ithalat ve ihracat Türkiye üzerinden yapılmaktadır ve ekonomisi tamamıyla Türkiye’ye bağlıdır. KKTC’nin para birimi Türk Lirasıdır. Genel olarak fiyatların Türkiye’ye göre içki ve sigara dışında pahalı olduğunu söyleyebiliriz.

KKTC’nin şehir içi ve şehirler arası toplu taşıma alt yapısı yetersiz. Çok sayıda araba, trafiği ciddi arttırmış gözüküyor.  Kıbrıs’ı gezmek için seçenekleriniz taksi veya araç kiralama. Ancak trafik akışının İngiliz sistemine göre oluştuğunu (direksiyonlar, sağ tarafta) dikkate alarak, araç kiralarken bu özel durumu gözden kaçırmamak gerek.

Artık gezimize başlama zamanı;

Barış ve Özgürlük Müzesi ve Anıtı

İlk noktamız, Girne’nin 8 km batısında yer alan ve Karaoğlanoğlu Şehitliği ile Barış ve Özgürlük Anıtı’nın ortasında bulunan Barış ve Özgürlük Müzesi. Bu müzede 1974 Harekatı’na katılan askerlerin kahramanlıkları anlatılıyor.

Yazımın başında da belirttiğim gibi Topçu Binbaşı olarak babam da Kıbrıs’a birinci harekatının 4.dalgasında Girne’ye çıkan askerlerden biri idi. Girne’den Mağusa’ya doğru hareket etmişler, daha sonra da Lefke bölgesine yönelerek o bölge de koğuşlanmışlar.                

Babam; yukarıda sol başta.

Harekatın başladığı 20 Temmuz gecesi karargâh olarak kullanılan evin girişinde meydana gelen şiddetli patlamada 50’inci Piyade Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay İbrahim Karaoğlanoğlu, Hava İrtibat Subayı Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve iki er şehit oluyor. Kıbrıs Ercan havaalanının adı Şehit Pilot Binbaşı Fehmi Ercan’dan gelmektedir.

Aynı zamanda tarihi belge özelliği taşıyan ev, Kıbrıs Barış Harekatı’nı ölümsüzleştirmek için müze olarak düzenlenerek harekatın ikinci yıl dönümünde Barış ve Özgürlük Müzesi olarak resmî törenle ziyarete açılmış.

Müzenin zemin katında 1974 Barış Harekatı’na neden olan olaylar, tarihi süreç içinde temsili canlandırmalarla verilirken, harekatta ele geçen Rum silahları da burada sergileniyor. Bu katta Kıbrıs Barış Harekâtı belgeselini izleyebilirsiniz.

Müzenin üst katında şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu ve şehit Pilot Binbaşı Fehmi Ercan’a ait üniformalar ve özel eşyaların yanı sıra harekat sırasında şehit olanların fotoğrafları, özel eşyaları ve üniformaları sergileniyor.

Müzeden çıktıktan sonra Karaoğlanoğlu şehitliğine geçerken bahçe içerisinde sergilenen Rum zırhlı araç ve ağır silahların sergilendiği alanı görmek mümkün.

Bu bahçeyi geçtikten sonra şehitliğe ulaşıyorsunuz. 

Bu alanda Kıbrıs’da ilk harekat’da şehit olan askerlerimizin mezarları yer almakta. 

Şehitlerimizin fotoğraflarının ve memleketlerinin yer aldığı mezar taşlarının 5 basamaklı olması ise havadan indirme yapılan “Beşparmak Dağları’nı” sembolize ediyor.

Kıbrıs Barış Harekatı’nda; Kocatepe Gemisi’nde şehit düşen 67 askerimizde dahil olmak üzere toplam 498 askerimiz şehit düşmüştür.

Şimdi yeni rota Bellapais; Kıbrıs’ın en çok sevdiğim, Beşparmak Dağlarının tepesinde kurulmuş, güzel doğası ve manzarası ile büyüleyici bir yer.

Bellapais Manastırı

Beşparmak Dağları’nın kuzey yamacındaki bir kayalık üzerine Gotik tarzda inşa edilmiş olup, Barış Manastırı anlamına gelmektedir. Günümüzde ayakta kalan yapının büyük bir kısmı Fransa Kralları döneminde inşa edilmiştir. Adanın Osmanlı’lar tarafından ele geçirilmesinden sonra bu manastır Rumlara ibadet için verilmiş.

Manastırın ortasında 4 tane büyük selvi ağacının olduğu bir avlu bulunmaktadır. Orta avlunun kuzeybatısında Roma döneminden kalan iki mermer lahit, yemeklerden önce ve sonrasında rahiplere lavabo görevi görmekteymiş. 

Buranın karşısından da yemekhane girilmektedir. Bu yemekhanenin ses akustiği inanılmaz. Günümüzde burası bazı konserlere ev sahipliği yapmaktadır.

Girne’den Lefkoşa’ya doğru hareket ediyoruz. Lefkoşa’da ilk durağımız “ Barbarlık Müzesi”.

Barbarlık Müzesi

24 Aralık 1963 gecesi Türk Alayında görevli Dr. Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun katledildiği ev, Barbarlık Müzesi olarak 1 Ocak 1966 yılında açılmıştır.  21-Aralık ayında başlayan ve 1 hafta süren ve Kanlı Noel olarak adlandırılan bu olaylarda 364 Kıbrıs Türkü, 174 Kıbrıs Rum’u hayatını kaybetmiştir.

Gerçekten kan dondurucu bu evi gezerken, duvarlardaki kurşunlardan üç çocuğun ve annesinin banyoda acımasızca öldürülmesi karelerinden etkilenmemek mümkün değil.

Bu hüzünlü yerden ayrılarak, Lefkoşa içinde gezimize devam ediyoruz.

Arabahmet Bölgesi

Lefkoşa içinde surlar içinde yer alan bu mahalle ve bu mahalle içinde yer alan Arabahmet Cami adını Lefkoşa’nın Osmanlı İmparatorluğunca ele geçirilmesinde komutanlık yapan Arap Ahmet Paşa’dan alır. Arabahmet cami, Anadolu camilerinin geleneksel şemasına göre Lefkoşa’da inşa edilen tek camidir. 

Cami içerisinde 1833’de Lefkoşe’de doğan ve Osmanlı Devleti hizmetinde 4 kez Sadrazamlık görevinde bulunan Kamil Paşa’nın mezarı da bulunmaktadır.

Bölgede gezerken yapıları ile Osmanlı izini çok net hissedebilirsiniz. O dönemde Osmanlı üst kesimi bu mahallede yaşıyormuş.

Mahallenin bir kısmı Türk tarafında kalırken, diğer tarafı Rum tarafında yer almaktadır.

Girne Kapısı

Lefkoşa surları içerisinde yer alan Girne Kapısı, şehrin kuzeye dolayısıyla Girne’ye ulaşımını sağlamaktaydı. Girne Kapısı, 1567 yılında inşa edilmiş olup, Venediklerin yaptığı 3 kapıdan biridir. Diğer iki kapı Rum kesiminde yer almaktadır. 1821’de Osmanlılar tarafından yenilen kapının üzerine kubbeli oda eklenmiştir. 1931’de İngiliz sömürgesindeyken, büyüyen şehrin ihtiyaçlarını karşılamadığından sağ ve sol tarafları kesilerek bugünkü halini almıştır. 

Günümüzde Lefkoşa Turizm Enformasyon Ofisine ev sahipliği yapmaktadır.  Kıbrıs ile ilgili harita ve İngilizce / Türkçe hazırlanmış broşürleri bu ofisten tedarik edebilirsiniz.

Mevlevi Tekke Müzesi

Kıbrıs’ın Osmanlı döneminde en önemli yapılarından biri olan Mevlevi Tekke, Lefkoşa’daki Girne Kapısının hemen ilerisinde yer almaktadır. Genellikle şimdiki tekkenin Emine Sultan adlı bir saraylının verdiği arazi üzerine XVII. Yy. Başlarında kurulduğu ve türbe binalarının kuzey-doğu dış duvarının yanındaki yazıtsız mezarın Emine Sultan’a ait olduğu öne sürülmektedir.

Tekke, yapıldığı ilk dönemde, semahane, türbe, derviş odaları, mutfak, misafir odaları gibi bölümleri içermekteydi. 1873 yılı itibariyle tekkede, mesnevi han, şeyh ve dervişlerden oluşan 36 kişi görev yapmaktaydı.

1954 yılından sonra işlevini yitiren tekke şu an müze olarak kullanılmakta, Mevlevi giysileri, müzik aletleri gibi malzemeler sergilenmektir.

Kıbrıs Türk’lerinin Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün Ev ve Muayenehanesi…

Müze Konutu Dr. Fazıl Küçük ile ailesinin uzun yıllar yaşadığı No.172 Girne Caddesi Lefkoşa’daki konutları, 1925 yılında kesme sarı taştan inşa edilmiştir. Dr. Fazıl Küçük ailesine satın alma yoluyla geçen binanın zemin katı hasta muayene odası, idarehane 1940-1958 yılları arasında klinik, üst katı da konut olarak kullanıldı.

Yaşam yeri doktorluk mesleğini sürdürdüğü, mücadelenin başladığı ve yönetildiği konut, 14 Mart 1997 tarihinde müze olarak düzenlemiştir. Yapı, 16 Ekim 2002 tarihinde devlet tarafından kamulaştırılmıştır.

Bu müzeden Fazıl Küçük’ün notlarından bir derlenmiş kitap ile kendi adına basılmış anı parası euro’yu hatıra olarak aldım.

Kitap’ı da bu seyahatimde bitirme imkanı buldum. Özetle bu kitap da fakir bir ailenin üç çoğundan en küçüğü olarak dünyaya gelen Fazıl Küçük’ün okuma aşkı çok kuvvetle işlenmiş. Okumak için Mısır, İstanbul meceralarından sonra, İstanbul’da başlayan Tıp öğrenimini Fransa ile devam ettirip İsviçre ile sonuçlandırmış. Gerçekten bu bölüm etkileyici. Kitabın ikinci altı çizilecek bölümüde Kıbrıslı Türkler’in haklarını korumak için verdiği uzun politik mücadele. 

Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmalarına göre Cumhurbaşkanı Rum olurken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ise Türk olacaktı. Kıbrıs Türk halkı O’nu bir kurtarıcı olarak gördüğünden 3 Aralık 1959’da rakipsiz olarak Kıbrıs’ın ilk Cumhurbaşkan Yardımcısı olarak seçildi. 

Rumların 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere karşı başlattıkları saldırıların ardından oluşturulan Genel Komite’nin başkanlığını yaptı. 

27 Aralık 1967 tarihinde kurulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi’nde başkanlığa getirildi. Dr. Fazıl Küçük, 18 Şubat 1973 tarihinde Cumhurbaşkan Muavinliği’nden ayrılarak, yerini Rauf R. Denktaş’a bıraktı. 

Ancak gazetesindeki mücadeleyi sürdürerek, Halkın Sesi’ni Kıbrıs Türkü’nün davasına bayrak yapmaya devam etmiş ve siyaset hayatını sürdürmüştür.

Dr. Küçük, 1980’li yılların başında rahatsızlandı, fazla sigara tüketiminden dolayı gırtlak kanseri olmuştu. 1983 yılında KKTC’in kurulması ardından 1984’de hayatını kaybetti.

Venedik Sütünu ve Atatürk Meydanı

Venedikliler tarafından 1550’de dikilen, 6 m yüksekliğinde, alt tarafında 6 İtalyan ailesinin armaları bulunan ve tek kurşuni renkte bir granit olan sütunun Salamis’teki bir mabetten getirildiği sanılmaktadır.

Osmanlılar döneminde Sarayönü Camisinin avlusuna kaldırılan sütun, 1915 yılında, İngilizler döneminde, şimdiki yerine yerleştirilmiştir. Eskiden üzerinde St. Mark aslanı bulunan sütuna sonradan bakır küre ilave edilmiştir.

Devlet dairelerine çok yakın olan bu meydanın etrafında kafe’lerde kahvenizi yudumlayarak bu tarihi meydanın keyfini çıkartabilirsiniz.

Selimiye Camisi (St.Sophia Katedrali)

Kıbrıs’taki en önemli Gotik mimarı eserlerden olan Selimiye Camisi, Lüzinyan döneminde 1208 yılında yapılmaya başlanmış ve 1326 yılında Katedral olarak ibadete açılmıştır. Lüzinyan kralların taç giyme törenleri bu katedral de yapılmaktaydı. Osmanlı yönetimine geçtikten sonra çift minare eklenerek cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 

Lokmacı Sınır Kapısı

Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasında geçişi sağlayan 9 adet sınır kapısı bulunmaktadır. Bunlardan biri de Lokmacı Sınır Kapısıdır.

Kıbrıs’ın ilk olarak ikiye ayrıldığı yer olması nedeniyle “bölünmüşlüğün simgesi” olarak nitelenen Lokmacı Kapısı, Lefkoşa’nın tarihi surlariçi bölgesinde bulunan Arasta Çarşısı’ndadır. GKRY’den KKTC’ye geçecek olan turistler, en fazla bu kapıyı kullanmaktadır.

Ancak burada söylemem gerekir ki bu sınır kapasından KKTC’ye girenler için görüntü hiç iyi değil. Buranın Kıbrıs’a yakışır bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Lefkoşa’de son durağamız “Büyük Han”

Büyük Han

1572 yılında Kıbrıs’ın ilk Osmanlı Valisi olan Muzaffer Paşa tarafından inşa ettirilen han, Kıbrıs’ın en büyük hanlarından birisidir. Birbirine benzeyen 68 dikdörtgen şeklinde odadan oluşan, ortasında küçük bir cami bulunan Büyük Han, Anadolu’da bulunan Osmanlı devri çarşı içi iş merkezleri yapısındadır.

Birleşik Krallık hâkimiyetinde ilk olarak hapishane, daha sonra ise fakirler için barınak olarak kullanılmıştır. 
Günümüzde, ziyaretçilerin ilgisini çeken Kıbrıs’a özgü her türlü antika, elişi ve diğer sanat ürünlerini satan dükkanlara da ev sahipliği yapan Büyük Han, Turist enformasyon merkezi olarak da kullanılmaktadır. 
Ufak çaplı gösterilerin ve kültürel aktivitelerin de yapıldığı handa, otantik bir Türk kahvesi ve yerel mutfağın seçkin ve taze örneklerini sunan bir restoran bulunmaktadır. Burada bir yemek molası verip, Kıbrıs yemeklerinden oluşan bir tabağı afiyetle yedik 🙂

Şimdi Lefkoşa’dan Gazimağusa’ya hareket zamanı…Yolculuk araç ile yaklaşık 50 dakika civarında sürüyor.

Gazimağusa gitmiş iken, harekattan önce Turizm cenneti olan, bir çok ünlünün evinin bulunduğu, sahilinin muhteşem olduğu Maraş’ı gezmek istedim, ancak gezi için özel izne tabi bu yeri gezmek mümkün olmadı. Askerlerin kontrolünde olan bu bölgeye siviller alınmıyor. Orduevi, Asker çocuklarının barındığı Kız Yurdu bu bölgede. Limitli bir kaç bina kullanılıyor, diğer binalar çürümeye yüz tutmuş, talan edilmiş. Bu Savaş’ın en pahalı bedellerinden birini Maraş ödemiş gözüküyor. Bu bölgede bir savaş olmamış, buranın halkı savaşta her şeyini bırakıp ayrılmışlar. Bir iki binada çatışmalar olmuş, bu binalardan biri hala ibretlik olarak sergileniyor (tamir edilmemiş), binanın içinde de yaşam devam ediyor.

Maraş’ın kenarından geçtikten sonra Gazimağusa’nın Surları’na doğru hareket ediyoruz, bu surların için çok yakın mesafelerde bütün tarihi eserleri görmek mümkün.

Mağusa Surları

Mağusa kentini tüm heybetiyle çevreleyen Mağusa surları, ilk olarak Lüzinyan döneminde o günün askeri şartlarına göre yapılmıştır. Daha sonra Venedikliler adanın yeni sahibi olduklarında Osmanlılar’a karşı surları kuvvetlendirerek tekrar dizayn etmişler ve bugünkü haline getirmişlerdir. Osmanlıların Mağusa’yı almaları bu surlar nedeniyle 11 ayı bulmuştur.

Gelelim Sur içindeki tarihi mekanlara…

Lala Mustafa Paşa Cami

Camii aslında Lüzinyanlar döneminde 1286–1312 yılları arasında inşa edilen ve adını adandığı Aziz Nicholas’dan alan St. Nicholas Katedrali’dir. Katedral gotik stilde yapılmış ve mimari açıdan sadece Kıbrıs Adası’nın değil Orta Doğu bölgesinin en önemli anıtlarından biri olarak görülmektedir. Bu katedral Lüzinyanlar döneminde Kıbrıs ve Kudüs krallarının seçkin seremonilerle taç giydirildiği yer olmuştur. Osmanlılar Gazi Mağusa’yı ele geçirdikten sonra da bu katedral orijinal şekli bozulmadan sade bir minare eklenerek camiye dönüştürülmüş ve 1571’de Gazi Mağusa’yı alan Osmanlı komutan Lala Mustafa Paşa’nın adı verilmiştir. St. Nicholas Katedrali ya da bugünkü ismiyle Lala Mustafa Paşa Camisi şehrin merkezinde Namık Kemal Meydanı’nda yer almaktadır.

Lala Mustafa Paşa Cami’nin hemen biraz ilerisinde meydana da ismi veren Namık Kemal’in esir tutulduğu hapishane’ye (zindan’a) ilerliyoruz.

Namık Kemal Zindanı

Venedik Sarayı’nın bahçesinde yer alan eski bir zindan olan müze, 1873’de ünlü Türk şairi, gazeteci, oyun yazarı, bürokrat ve Genç Osmanlıların lideri Namık Kemal burada hapsedildiği onun adıyla anılmıştır. Namık Kemal’in adıyla anılan bu zindanın tek kapısı sarayın bahçesine açılır ve bugün müzede Namık Kemal’in oradaki günlerini betimleyen bir düzenleme ve eşyalar sergilenmektedir. 

Namık Kemal’in Gazi Mağusa’ya sürgüne gönderilmesine yol açan gelişme ise onun 1 Nisan 1873’de İstanbul’da sahneye koyduğu “Vatan yahut Silistre” oyunun halk arasında büyük beğeni toplaması ve halkın Namık Kemal’e gösterdiği ilgi olmuştur. Halkın ilgisini Osmanlı Sultanı Abdülaziz bir kışkırtma olarak yorumladığı için Namık Kemal’i Gazi Mağusa’ya sürgüne göndermiş ve bugün müze olarak kullanılan zindanda hapsetmiştir.

Evet, hava kararıyor ve tekrar Girne’ye dönme vakti.

Dönüş yolculuğunda Beşparmak Dağları’nın güney yamacında yer alan 450m X 225m ebadı ile dünyadaki en büyük boyanmış ve ışıklandırılmış Türk ve KKTC bayraklarının ışıklı gösterisini görmek gerçekten büyüleyici idi.

Kıbrıs’ın önemli mekanlarına baktıktan sonra, kısa bir gastronomisi ile de bilgi vermek isterim.

Kıbrıs’a Özel Yiyecek ve İçecekler

Hellim

Hellim Kıbrıs’a özgü, beyaz renkte bir peynir türü olup, genellikle koyun ve keçi sütünden yapılmaktadır. Kahvaltılarda tüketilebileceği gibi tavada kızartılarak da yenilebilir.

Pirohu

Kıbrıs’ın mantısı. Hamurun içine Kıbrıs peynir çeşitlerinden nor ile naneden oluşan karışım konularak haşlanır. Üzerine rendelenmiş hellim serpilerek servis edilir. Afiyet olsun 🙂

Zivaniya

Adamı zıvanadan çıkaran Kıbrıs içikisi 🙂 Yüksek oranda alkol içeren, mayanlanmış üzüm posasının damıtılmasıyla elde edilen şeffaf bir içkidir. Soğuk ve tek içimde içilmesi tavsiye edilir. Kıbrıs’da yaşlı insanların hastalanmamak için bu içkiyi vücutlarına da sürdükleri rivayet edilir 🙂

Şeftali Kebabı

Kıbrıs’a özel kebap çeşitlerindedir. Koyun veya keçinin iç zarının kıyma, soğan ve maydonoz karışımı ile dolma biçimde sarılması ile yapılır. Mangal veya ızgarada pişirilir.

Ceviz Macunu (Reçeli)

Kıbrıs Türk kültürünün en gözde tatlılarındadır. Taze ceviz meyvesi, kabukları soyulduktan sonra açılığın giderilmesi için 6-7 gün suda bekletildikten sonra içine karanfil ve badem konarak kaynatılır. Kaynamadan sonra şeker ilave edilir. Genellikle Kahve içtikten sonra servis edilir.

Defterlerimden daha yazacak çok şey var ama her şeyi yazmayayım, bu muhteşem adayı ziyaret edeceklere de bir şeyler kalsın 🙂 Özellikle lafım uçaktan inip, doğru kumar makinalarının karşısına oturanlara 🙂

Evet, yazımın sonuna geliyorum. Bu blog’umu Kıbrıs Gazisi olan babam İsmail Seçin Arsan’a adıyorum. Böyle bir babanın oğlu olmak benim için hep gurur kaynağı oldu.

İsmail Seçin Arsan

Evet, umarım bu yazım Kıbrıs’ı farklı yönleri ile tanımıza ve ilk fırsatta bu muhteşem adayı ziyaret etmenize vesile olur.

Sevgilerimle,

https://onderarsan.wordpress.com/2020/01/01/muhtesem-ada-kibris/